+90 542 422 71 63
info@tanernurlu.av.tr

YARGIÇ VE YANSIZLIK

23/12/2015

 

Yargıçlık, yargıladıkları kişi ya da kişilerin hak ve özgürlüklerine daha geniş 
anlatımla yaşamına doğrudan etkili olan bir çalışma alanıdır. Toplumsal bir 
görev üstlenen yargıç,yargıladığı kişinin birileriyle ya da yargıladıkları 
yanların birbiriyle olan ilişkişine karışarak kendine özgü duyarlı bir alan 
yaratan kişidir. Bireyin, kendi yargıcını seçme hakkı bulunmadığı da 
gözetildiğinde bu duyarlılığın boyutları sanırım daha iyi anlaşılır.

Yargıç, son derece duyarlı böyle bir alanda eylemin olumlu ve olumsuz 
yönlerini gözden geçirerek bir yargıya ulaşırken; yargıladıkları kişi ya da 
kişilerle etik bir bir ilişki içinde olur. İşte bu etik ilişkide korunması 
gereken değerlerin en önemlilerden biri de yansızlıktır.

Yargıçların, etik ilişkideki yansızlık yükümlülüğü; yargıya ve yargıçlara 
karşı duyulması gereken saygı ve güvenin olmazsa olmaz koşuludur. Yansızlığın 
bırakınız somut olarak yitirilmesini, tartışılır durumda kalmasının bedeli 
dahi ağır olur.

Yargıya duyulması gereken saygı ve güven yitirilirse ;yargıçlar memurlaşır ve 
adalet yolundan sapar. Adalet yolundan saparsa ,toplumsal düzen bozulur ve 
hukukun üstünlüğü ilkesi de zorba, açıkgöz , özensiz ve adamsendeci eylem ve 
davranışlara yenik düşer.

Elinden değirmenini almaya kalkan krala karşı; ihtiyar değirmenciye "... Berlin 
'de yargıçlar var " sözünü söyleten güç; yargıçların ve yargının yansızlığına 
karşı duyulan güvendir. Ülkemizde,son senelerde, yargıya karşı giderek artan 
ve kamuoyu araştırmalarıyla da ortaya çıkan güvensizliğin en önemli 
nedenlerinden biri yargıda yansızlık kavramının aşınmaya uğramasıdır.

İnsanlar,genel olarak içinde bulundukları çalışma alanın başkalarıyla olan 
ilişkilerinin özde var olan bilgilerine, amaçlarına ulaştıkça, aydınlandıkça; 
güven ve saygınlıkları artarak korunup güçlenir..Bu yargı, yargıçlar için 
haydi haydi geçerlidir. Bu nedenle onlar, öncelikle ,yansızlık kavramının ne 
olduğunu biçim ve öz ayırdedilmeksizin bilmeleri gerekir.

Yargıyı, eleştirisel bir gözle ve yakından izleyen bir yargıç olarak; 
yargıçların,büyük bir çoğunluğunun,"yansızlık kavramının ne olduğunu ve 
yükümlülüklerini ya tam anlamıyla bilmedikleri ya da bilseler bile yansızlık 
bilincini içlerine sindiremediklerini" duraksamadan söylebilirim.

Yansızlık temelde bir ahlâk kavramıdır. Yansızlıktan uzaklaşma, adalet denilen 
üstün değere olan inançların yitirilmesi ya da adalet değerinin harcanmasına 
neden olur.Bu nedenle yansızlıktan uzaklaşma, bir adaletsizlik örneği olarak 
kabul edilir. İnsanların yansızlık karşısında duydukları karamsarlık, korku ve 
gösterdikleri tepkinin özünde adalet tutkusu ve inançları yatar.

Soyut bir kavram olarak yansızlığın, her konumdaki sorunlara yanıt verecek 
biçimde tanımının yapılması olanağı yoktur. Ancak yansızlık kavramını öznel 
(subjektif) ve nesnel ( objektif) açıdan ele alarak amaca ulaşmak olanaklıdır.
Öznel (subjektif) yansızlık; yargıcın,öznel yansızlığı olarak anlaşılan kişisel 
yansızlığıdır. Daha geniş anlatımla "yargılamayı, kişinin ya da kişilerin 
yararına, çıkarına ya da zararına olarak önyargılı" yapmamasıdır. Öznel 
yansızlık tersi kanıtlayıncaya kadar varsayılır. Ancak kanıtlanmasının zorluğu 
ve sonuçlarının ortaya koyduğu değer yargıları nedeniyle uygulamada sık görülen 
bir durum değildir.

Nesnel(objektif) yansızlık; yargıcın ya da yargının topluma, yargılananlara 
verdiği görünümle değerlendirilir. Demokratik bir toplumda yargı 
yerlerinin(mahkemelerin) bireye-yurttaşa vereceği güven duygusu önemlidir. 
Avrupa İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, pek çok kararında " adaletin yerine 
getirilmesi yeterli değildir;aynı zamanda yerine getirildiğinin özellikle 
yargılananlarca görülmesi gerekir" yerleşmiş özdeğişene yer vererek, yansızlığın 
nesnel açıdan önemi ve dışlanmazlığını ortaya koymuşmuştur.

Ülkemizde,nesnel yansızlığın özellikle yargı içinde tam anlamıyla, değeri, 
önemi, zorunluluğu anlaşılamamıştır. Türk Yargısı' nın bir güven bunalımı 
içinde olmasının en önemli nedenlerinden biri de nesnel(objektif) yansızlığın 
çoğu kez güncelleşmemesidir. Yargıçlar, yargılamanın yansızlık içinde yapıldığı 
ya da yapılacağı inancını; kararlarının sosyal doğruluğu konusunda beklenilen 
görünümü veremedikleri sürece güven bunalımı giderek artacaktır.

Nesnel yansızlık üzerine güncel bir örnek: Türkiye Bankalar Birliği'nin Abant 
Palace Otel' de düzenlediği, özel toplantıya Yargıtay' ın ilgili başkan ve 
üyeleri ile üç büyük kentimizin ticaret mahkemesi yargıçların katılmalarıdır. 
Her türlü gideri toplantıyı düzenleyen kuruluşca karşılanan ve yalnız yargıçlar 
ile banka çalışanlarının katıldığı böyle bir toplantıya katılma yargıçların 
nesnel(objektif ) yansızlığını tartışılır duruma getirir.

Açık Sayfa, sorunu bu açıdan ele alarak güncelleştirmiş; ilkeli yayıncılığın 
bir örneğini sergileyerek yargıda yansızlık bilincinin oluşmasına katkıda 
bulunmuştur. Nitekim Türkiye Barolar Birliği, bu yayın üzerine olayı kınayarak 
kuşkularını dile getirmiştir.

Yargıçların, kararlarımızda etki altında kalmayız ya da vicdanen rahatız gibi 
duygusal iyiniyet söylemlerinin arkasına sığınıp da hoşgörü beklemeleri yargıç 
kimliği ile bağdaşmaz. Hakların, çıkarların çatıştığı son derece duyarlı 
yargılama alanında iyiniyet olsa bile böyle özensizliklerin hoşgörülecek yanı 
olmamalıdır. "Cehenneme giden yollar iyiniyet taşlarıyla döşenmiştir" özdeğişi 
kulaklara küpe olmalı.

Yargıda yansızlık kavramının her konumda ve koşulda gerçekleşip, güncelleşmesi 
kolay bir iş değildir.Böyle olduğu içindir ki, yansızlık yargılama sanatının 
dışlanamaz bir unsuru durumundadır.Yargıçlar da insandır; üzüntü,sevinç, istek 
,korku gibi duyguların etkisinde kalmaları beklenen bir olaylardır. Bu nedenle 
onların yansızlıklarını koruyabilmeleri için ahlâkın övdüğü 
"bilgelik,yiğitlik,doğruluk ve ölçülülük" değerlerine sahip olmaları gerekir.
Bu değerlerin genetik yolla, doğuştan kazanılması kural dışı, istisna bir 
olaydır. Yargı bağımsızlığını sağlayacak tüm güvenceler(yer ve görev 
güvenceleri, ekonomik olanaklar, atama ve yükselmelerde çağdaş kural ve 
kurumlar), bilgi ve genel kültür olmaksızın yargıç kimliğini oluşturacak bu 
değerlerin kazanılması ve korunması hem zor hem de risklidir. Ülkemizde bu 
sorunlar çözülmeden yansızlık kavramının yarattığı olumsuzluklar ve en önemlisi 
yargıya duyulan güvensizlik giderek artacaktır.

Bu bağlamda, yansızlığın yitirilmesi durumunda yargıçların sorumluluğunun 
gündeme geti-rilmesinin yollarının da işlerlik kazanmasının gerekliliği gözardı 
edilmemelidir. H.U.M.K.' un 29/6. maddesindeki; umumiyetle hakimin 
bitaraflığından süpheyi mucip esbabı mühimme bulunması (genellikle yargıcın 
yansızlığı konusunda kuşku yaratan önemli nedenlerin bulunması) biçimindeki 
reddi hakim kuralının geniş yorumuna gidilerek nesnel( objektif) yansızlığın 
güvenceye alınması olumlu bir adım olacaktır.

Diğer yandan, ülkemiz açısından da bir iç hukuk kuralı durumuna gelmiş bulunan 
İnsan Hakları Avrupa Sözlemesi' nin 6. maddesi bireyin " yansız bir yargı önünde 
yargılanmasını" bir insanlık(kişilik) hakkı olarak kabul etmiştir. Bu nedenle 
yansızlık ilkesinin ağır ve açık bir biçimde çiğneyen yargıç hakkında manevi 
tazminat davası açılmasının olanaklı olduğu da (zor olsa da) 
unutulmamalıdır(HUMK.m573vd. Borçlar K.m49.MK.m.24).

Yargıçlar her konumda, günlük yaşantılarında bile, ahlâkın ve hukukun "yansız ol 
ve yansız olduğun güvenini ver" buyruğunu özenle koruyup güncelleştirmek; 
kendilerine verilen bağımsızlığın ve bunu sağlayacak güvencelerin (yetersiz olsa 
da) bedelini ödemek yükümlülüğü altında olduklarını hiç mi hiç unutmamalıdırlar. 
Çünkü yansızlık , yargıçların onurudur; kaldı ki, yargıç onurunun yitirilmesi 
yalnız yargıcın değil toplumun da sorunudur. 

{ Geri }